Top ↑ | Archive

HAFTA SONLARI YAPTIĞIM YÜRÜYÜŞ YOLUM..BEN YELKİ’Yİ ÇOK SEVDİM….

YELKİ’DE YAĞMUR ZAMANI…..

İKBAL HANIM…

Gözler kapalı, vücut iki büklüm

Oturmuş köşesine İkbal Hanım.

Şekerleme mi yapıyor,

Geçmişini mi yaşıyor yoksa, bilinmez.

Yemeğini yiyor yatağında

Gözleri yerde kurulan 

ama oturamadığı sofrada.

İçiyor suyunu da üstüne

ihtiyaç elini silmede

gözler artık torunda ..gelinde..

Çok tatlı bakıyor

seksen beş yaşın çocukluğunda.

Gördüğünde beni,

yüzünde yayılan gülümsemeyi

göremem ne kadar yaşasam da

Ben ilk torunum ya..

Seksen beş yaşın çocukluğunda

titizliğini yaşamak istiyor gençliğinin

bildik ellerle katlıyor örtüsünü.

Bir bardak mı yerde, vücut iki büklüm

Ev dolu insan, hepsi ona sevgili

olsun, kalkıyor evin kızı misali..

Bilirim acılarını İkbal Hanım

bilirim de, sen artık unuttun.

Beş,altı yaştı seni hem öksüz

hem de yetim bıraktı. 

Önce babanı koydun toprağa Kurtuluş Savaşı’nda

sonra genç yaşta ananı.

kalmıştınız kaç kardeş ufacık

seni vermişler bir subaya evlatlık.

Anlatırdın o günleri gözlerin dolu dolu

hani, ailesine gizlice para göndermişti

subayın karısı

senin üstüne atmıştı suçu, duyunca kocası.

kış mıydı Babaannem, bahar mıydı

koyduklarında seni kapı önüne

korkmuş muydun, ağlamış mıydın

altı yaşın ürkekliğinde…

Hıçkırıklarını duyan bir beyefendi

tutmuş elinden, götürmüş evine

vermiş elini, hanımının eline

büyümüşsün kızlarıyla birlikte..

Hatırlar mısın İkbal Hanım genç kızlığını

sabah ev işlerini bitirip de

çeyiz başına oturuşlarını.

Vermişler seni, hiç görmediğin Mehmet Ağa’ya

Nikahta bile dönüp bakmamışsın

öksürmüş , onu ihtiyar, hasta sanmışsın.

Kayın valide, görümce bol eve gelin gelmişsin

Mehmet Ağa’ya tam üç oğlan bir kız vermişsin.

Ana- baba dendiğinde hep için sızlardı.

Büyük oğlun askere gitti

olmuştun artık asker anası.

Döndüğünde muştuyla yanına oturdu

dedi;’ Fatsalı arkadaşım oldu

o da gitti dayılarımı buldu.’

Ağlamışsın, çıldırmışsın sevinçten

biz torunlarına anlatırken de ağlamıştın.

Kırk yıl sonra bulmuştun yakınlarını

artık göğsün biraz kabarmıştı.

Hey gidi İkbal Hanım, İkbal Hanım

Güldüğünde gülüp, ağladığında ağladığım

Hep seni yazsam bitmez satırlarım

Sakın ha, sakın ha ölme

Ben sensiz ne yaparım.

                                 4- şubat- 1995

RUHUN ŞAD OLSUN BABAANNEM…

                               Emel ÖZŞEN

Söz Vermeyeceksin……
Ardında Duracak Cesaretin Yoksa…
Emeklemeyi Öğrenmeden Koşmaya Çalışmayacaksın..
Ve Ağlatmayacaksın..
Güldürmeyi Öğrenmeden…
Ardında Bıraktıkların Olacak, Dönüp Baktığında Pişman Olmayacaksın…
Pişman Olacak Adımlar Atmayacaksın…
Ya Uyanmayı Bileceksin Rüyadan, Ya Da Yaşayacaksın Doğru Dürüst…
Kısacası ”ADAM GİBİ”… Yaşayacak, ”ADAM GİBİ ”Yaşatacaksın Hayat…..

Bir Adam

Korku dağlarının yürekçisi, 
Ölüm denizlerinin kürekçisi; 
Öyle suskun oturuyor şişesinin basında, 
İçtiğinin hem hırsızı, hem bekçisi, 

Onu kırmış olmalı yaşamında birisi. 
Dinledikçe susması, düşündükçe susması… 
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi, 
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası.

Özdemir Asaf

KURŞUNİ HAVALAR

       Sabahtan bu yana devamlı yağan yağmurun etkisi mi bilmem, gri bir kundağa sarmışlar sanki bu şehri. Hayal meyal her şey.Hayalet bir şehir gibi ve zannımca içinde hayaletler dolaşıyor..

      Kafalarının içlerini boşaltmış vaya taşıyamayacak kadar ağır, duygulardan arınmış ya da artık taşlaşmış, kana acıkmak kadar aç olmuş insanlar da duyguya, sevgiye ve sevilmeye..Hepimiz vampirleşmişiz, sevgiyi, şefkati ve tüm güzel duyguları emer hale gelmişiz..tükenmişiz,tüketmişiz.

     Saklanır olmuş kendini bilenler diğerlerinden. Kimi: ıssızlığı seçmiş kaçmış bu şehirden, şehirdeki hapsetmiş duvarlar arasına kendini. Yaralanmak istemedikleri için kimsesiz olmuşlar. Sessizliğin sesi çok fazlaymış ilk zamanlar, kulakları sağır edercesine şiddetli. Sonra duymaz olmuşlar artık hiç bir sesi. Ellerini sevmişler zaman geçtikçe. Kendi kendilerine, duvarda ışığın gölgesiyle çocuklar gibi oyun oynayıp avunmuşlar. Sonra bir elinin diğer elini ısıttığını fark etmişler. Sıcaklaşmış kendi ellerinden dolayı yürekleri, gözlerine dolmuş söyleyebilecekleri tüm sözcükler, orada hapsolmuş.

      Dışarıda, sevgiler satılıp alınır olmuş. Bu ticareti bilenler alıp yürümüşler. Geride kalanlar ise, onlara yetişme telaşında emeklemeden koşmaya başlamışlar, tökezleye..tökezleye..Koşmalar hep maddeye imiş. Zamanımızda yeni bağımlılıklar türemiş eski bağımlı insanları aratan. Paraya bağımlılık, güce bağımlılık, pohpohlanmaya olan bağımlılıklar gibi. Sahteciliğe olan ilgi öylesine artmış ki bit pazarına nur yağmış. Her şeyin sahtesi tırmanışa geçip en tepeye yerleşmiş.

    Dışarıda bunlar olurken tabii, tertemiz kalabilenler de varmış elbet. Bunlar, kendilerini kendilerine saklayanlar, saklananlar, susanlar olmuş.

   Ben severim böyle kurşuni havaları. Gri tondaki düşüncelerim akıp gider karışır kurşuniye. Grilerim kurşuniye karışır, hafiflerim, arınırım, masam renklenir, elbisem çiçeklenir, elim diğer elimi fark eder, bir çay demlerim sıcacık, sehpanın üzerindeki vazoya nergisler papatyalar doluşur, kokuları odamı boyar bahara..

    Ben severim böyle havaları. Derin bir nefes alırım tertemiz ve yazı yazmaya ondan sonra başlarım. Artık satırlarımı; sevginin, şefkatin, umudun harfleri nakış gibi süslemeye başlamıştır.

    Ben severim, yaşamayı da, gülmeyi de sevmeyi de..böyle havalardan sonra.

                                                   Emel ÖZŞEN   9 şubat 2013

İZMİR (İSTANBUL ŞİİRİNE NAZİRE)

Hey koca İzmir,

Büyük ustanın şiirinde

Akdeniz’e uzanan kısrak başının

Soluk aldığı yer

        Bundandır yüzlerce yıl burun farkı yengiler.

İstanbul’u dinlersin de gözlerin kapalı

İzmir’i dinlerken gözlerin açık olacak

GÖZÜN AÇIK

   BEYNİN AÇIK

          KALBİN AÇIK OLACAK…

Hepsi birden bir beyaz martı gibi imbata karşı

Kale’den Kordon’a bir batımda uçacak.

İzmir bu,

Köprü’de balık-ekmek yenmez ama

Kordon’da adam gibi oturulup

                   çipura yenir,

Ve o çipuraya ayıp olmasın diye

Rakıyla eşlik edilir.

Ve de binlerce yıllık şarap gibi

Agora’da, Kale’de, Bergama’da, Efes’te

Sanat içilir.

İzmir bu,

Kalem kalem minareleri yoktur da, koca Sinan imzalı

Koca Sinan’ın bin yıl sonra akıl edemediği

Antik tiyatroları vardır, halk imzalı

Yapıtı sanat,

     İşlevi sanat.

İzmir bu,

Her cebinde bir İstanbul

Bergama da bir İstanbul

Efes de bir İstanbul.

Kısacası, şimdi İzmir’de olmak var

Düzeylice, kibarca

Anasını satmadan.

Ben; Benden Olgun İnsan İsterim,


Ben;
Benden olgun insan isterim karşımda!
Benden dürüst,
En ufak dalgada,
Arkasını dönmeyecek kadar olgun.
Arkamı döndüğümde,
Sırtımdan vurmayacak kadar güvenilir.
Bir o kadar cesaretli olmalı.
Yağmurdan ıslanıp, fırtınadan kaçmamalı.
Ayağı taşa takılınca kayadan korkmamalı.
İşine gelince sevip,
Zoru görünce bırakmamalı!

              

YALAN

Eğer, hayat bir sınavsa

Üç yalan bir doğruyu da

götürüyorsa

Doğru yoktur artık onlar için

Hayatlarının hiçbir anında.

‘yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar’

Deriz ya,

Bilmeden, bağrımız olur

Yılanın yuvası da….

       Emel ÖZŞEN           29 şubat 2012

CAN

Gönül ile aklı koydum kafese
Biri “UMUT” diyor biri “KES ” diyor.
Çırpındıkça kaldım nefes nefese.
Biri “DAYAN” diyor biri PES diyor..
Yüreğim döndükçe döndüm ak kora,
 sabrım demir aldı , yelkenler fora.
Gitmek istiyorum çok uzaklara .
Biri “CAN ” diyor , biri “ES ” diyor.